16 yaşındaki İsveçli aktivist Greta Thunberg’in bir yıl önce başlattığı iklim eylemine 15 Mart günü 128 ülkeden 1,5 milyon çocuğun katılarak destek vermiş olması dünya genelinde kaçınılmaz bir değişimin habercisi. Doğal kaynakların iki yüz yılı aşkın bir süredir fütursuzca tüketilmesine ve kirletilmesine bağlı olarak endüstriyel ilerlemenin freni tutmayan bir arabadan farkı yok. Çocuklar, gayet net ortaya koydular ki, iklim değişikliği nedeniyle dünyada yaşamak imkansızlaşacaksa okula gitmek manasız. Kötücül geleceği hazırlayan sistemin değişmesi için arabanın el freni çekilerek durdurulması elzem.

Dünya genelinde küresel iklim değişikliğinin önlenmesi için, ülke bazında küresel anlaşmalar imzalanmak suretiyle karbon salmayan teknolojilerin kullanılması başvurulan yöntemlerden. Ancak karbon emisyonlarının azaltılmasının hedeflenmesi nükleer endüstri gibi karbon salmasa da başka problemlere haiz olan bir sektörün aktörlerine nükleer felaketlerle kaybedilen itibarın yeniden kazanılma fırsatı olarak görünmekte. Zira son yıllarda nükleer santrallerin karbon salmıyor oluşu Fukuşima Nükleer felaketinin etkileri ve yenilenebilir enerjilerden açık ara farklı olduğunun anlaşılması neticesinde nükleer santrallerin “temiz güvenli, ucuz” maskesinin düşmesinin karşısında nükleer endüstrinin lehine kullanılmak isteniyor. Hatta bir zat, Greta’nın 16 yaşında bir kız çocuğu olması nedeniyle onun masallarla kodlanmış olabileceği varsayımıyla “Sinderella”ya atıf yaparak Greta’ya sosyal medyada “Go Nucleria” diye seslenmekte. Greta’ya bu şekilde açıkça “iklim için nükleeri savun” denilmesi önümüzdeki süreçte iklim için çırpınan çocukların da nükleer politikalarına alet edileceğine dair malumun ilamı. Oysa çocukların iklim eyleminin temelinde “yaşanabilir bir gelecek” temennisi var ve Fukuşima’da sekiz yıldır yaşananlar nükleer enerji santrallerinin gerçeklerini hatırlatırken bizatihi çocuklar için bu endüstrinin ne kadar sorunlu olduğunu da göstermekte.

Bir endüstriyel kaza düşünün ki üzerinden sekiz yıl geçmesine rağmen etkili olsun ve daha yıllarca etkisini sürdürecek olsun… Japonya’nın Fukuşima eyaletinde meydana gelen Fukuşima Daicihi Nükleer Santral Felaketi neticesinde radyasyon gerek patlama ve çekirdek erimelerinin meydana geldiği an itibariyle gerekse mütemadiyen toprağa, havaya ve denize karışarak bölge, eyalet hatta ülke sınırlarının dışına taştı. Benzer şekilde Fukuşima’dan önceki Çernobil Nükleer Felaketi de 33 yıl geçmiş olmasına rağmen etkisini hissettirmekte, bölgedeki ormanlık alanlarda çıkan yangınlar radyoaktif partikülleri ekosisteme karıştırmakta. Bütün bu olaylar bir radyoaktif felaketin ne meydana geldiği uzamla ne de mekanla sınırlı bulunduğunun ispatı. Kaldı ki yağmur, rüzgar, fırtına gibi meteorolojik olay ve yangınlarla oradan oraya taşındığı için kendini felaket olarak hep yeniden inşa etmekte. Nitekim solunum ve beslenme yoluyla her an yutulma riski bulunan radyoaktif sezyum, stronsiyum gibi etkisi yüzlerce yıl süren izotop konsantrasyonuna sahip camsı yapıdaki “hot spots” adı verilen radyoaktif partiküller Fukuşima’dan 170 Kilometre uzakta da tespit edildi. Diğer taraftan radyoaktif kirliliğin ölçümü kolay bir iş değil. Zira zeminden 1 metreye kadar yükseklikle başka daha yukarılara çıkıldıkça başka radyoaktivite dozları tespit edilebiliyor.

Radyasyondan daha tehlikeli denebilecek bir faktör ise hükümetin ve yetkililerin radyoaktif mağduriyeti görmezden gelen politika ve uygulamaları. Zira radyoaktivitenin var olduğu hafifsendikçe insanların dahili ve harici radyoaktiviteye maruz kaldığı durumlar artmakta. Örneğin nükleer felaket başladıktan sonra Fukuşima bölgesinde radyoaktivite düzeyi yükseldiği için uluslararası kabul edilen yıllık sınır dozu 20 katına çıkarılmıştır. Sekiz yıldır bu sınır hükümet tarafından yeniden 1 Milisieverte çekilememiş olsa da evlerini terk etmiş semt sakinlerine geri dönmeleri için çağrı yapılmakta. Hatta ailelerin evlerine geri dönmesi için bölgenin çocuklar için bile güvenli olduğu iddiasının karşılık bulması amacıyla ilk ve orta dereceli okullar öğretime açılıyor, yeni okul inşaatları yapılıyor. Aileler çocukları için güvence verilince geri dönmeye kolay ikna olur düşüncesinin ürünleri bunlar. Zira aynı miktar radyasyon dozuna maruz kalan çocuklar ve yetişkinler üzerinde yürütülen araştırmalar göstermiştir ki radyoaktivitenin çocuklarda yaratacağı tahribat yetişkinlere göre 3 kat daha fazla olabilmektedir. Nitekim Japonya genelinde çocuklarda milyonda bir görülen tiroit kanseri teşhisi ve şüphesi vakalarına bugün Fukuşima’da 380 bin çocuğun 200’ünde rastlanmaktadır

Japonya’da hükümet nükleer risk ve tehlikeleri hafifseyedursun sivil toplum hükümetin bu politikalarına 8 yıldır direnerek mücadele etmekte. Özellikle bölgedeki radyoaktivite nedeniyle çocukların daha yoğun mağduriyet yaşadığı bilimsel olarak ispatlanmış olduğu üzere, hükümetin radyoaktif bölgelere geri dönüş çağrısına karşı “Fukuşimalı Çocuklar İçin Adalet Kampanyası”nı yürütülmekte. Siz de bu yazı vesilesiyle kampanyayı imzanızla destekleyebilirsiniz.

Nükleer santrallerin enerji üretimi süreçlerinde çeşitli radyoaktif izotoplar açığa çıkar. Bunlardan nükleer yakıtın ham maddesi olan uranyum 235’in yarılanma ömrü 700 milyon yıl; uranyum 238’in 4,5 milyar yıl ve nükleer santralin atıklarında dolayısıyla atıkların yeniden işlenerek yakıt haline getirildiğinde kullanılmış olan plutonyumun yarılanma ömrü 24 bin yıldır. Ancak bu maddelerin etkisi yarılanma ömürleriyle de sınırlı değildir, yarı ömürlerinin en az 10 katı kadar sürecektir. Yine nükleer santrallerin nihai atıkları 1 milyon yıl korunarak depolanmasını gerektirecek kadar tehlikeli maddelerdir.

Bu bağlamda yazımı Türkiye’deki çocukların iklim grevinin İstanbul’daki lideri Atlas’ın konuşmasından bir alıntıyla tamamlamak istiyor, “Bugün biz gençler olarak geleceğimizden kaygı duyduğumuzu göstermek için buraya geldik. Bugün okula gitmedik. Çünkü okul bekleyebilir ama iklim değişikliği beklemez. Bugün İstanbul’da hava sadece soğuk ama ya sel olsaydı ya da sokağa çıkamayacağımız kadar sıcak olsaydı buraya gelemezdik” cümlesini ödünç alarak son kısmı “çevremize radyoaktivite yayılmış olsaydı buraya gelemezdik” şeklinde uyarlıyorum.

İnanıyorum ki, çocuklar doğru bilgi edindikçe nükleer felaketin yalnızca kendi yaşamlarını değil çevreyi, tüm canlı yaşamını ve kendilerinden sonraki nesillerin yaşamını tehdit edeceğini kavrayacak olgunlukta. Ve yine inanıyorum ki, çocuklar dünyanın geleceğini kendilerine dert edinirken nükleersiz seçenekleri tercih ederek çok yakında iklim için olduğu gibi nükleersiz bir yaşam için, yaşanabilir dünyaya yön çizmek için de gelecek.

Pınar Demircan

Kaynak: Yeşil Gazete

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir