Avrupa Birliği, Türkiye'nin tam üyeliği konusunda ne kadar gerçekçi, ne kadar samimi olduğunu herhal herkes anlamıştır. Eski hıristiyan birliğinin yeni hali denilebilir diye düşünüyorum kanımca apaçık Türkiye'nin AB üyeliğini genel olarak reddeden siyasal oluşumlarıyla Hıristiyan Birlik partilerinin danışıklı saldırganlıklarıdır. Vesselam Bizler taraftar görünelim ki, karşıdan ödünler koparalım, avutalım ki Global ortak hedeflerimize ulaşabilmemiz için desteğini versinler. Dün ecdadımızın da gayet iyi bildiği bugünümüzün de tahmin edebileceği gibi, ''Dini ve kültürel nedeniyle de onları üye olarak istemediğimizi, sadece müzakerelere başlamasından önce zor koşullar öne sürelim, bunlar nasıl olsa yerine getiremeyeceklerdir hadi getirdi atıl şartlarını da ekleyiveririz uzar gider.'' mantığına sahiptirler.

Avrupa'nın bir çok aslen gerçek amaç ve niyetlerini deşifre eden demeçleri vardır ki dikkatle takip edilmesi yeterlidir. 1946 yılında Churchill '' Sovyetler Birliği tehlikesi nedeniyle, Avrupa'nın birliği daha fazla gereklidir. Bu soylu kıta büyük ırkların beşiği, Hıristiyan inancının ve ahlakının kaynağıdır. Günümüzde olduğu gibi antik çağlarda da kültürün, bilimin, sanatın ve felsefenin asıl ortaya çıktığı yerdir. Eğer Avrupa bir gün bu ortak mirası paylaşmak üzere birleşirse, 300,400 milyonu bulan bir nüfusun yararlanacağı refahın sınırı olmayacaktır.'' demiştir. Kendinden olmayanlara karşı daima garbını almış savaşçı durumunda olan bu birlik diğerlerini sömürebilmek için Zealot '' Bilinmeyenden teklifsizce kaçan, yabancı birisi karşısına son model silahlarla çıkıp, üstün taktiklerle savaşa giriştiğinde ve bu karşılaşmada durumu kötüye gittiğinde, kendi geleneksel savaş tekniğini titiz bir biçimde uygulayandır.'' ve yanında Herodian '' Ekonomik, siyasal, dinsel, kültürel ve benzeri reformlarını uygulamaya koyma'' tanımlanabilinir.

Dışarıdan bakıldığında AB üyeliğinin avantajı malların, hizmetlerin, sermaye ve emeğin serbest dolaşımı olarak algılansa da bunu da kota belirleyerek yaptıkları ve de her hasıl global ekonomide zaten bunların belli çerçeve içerisinde uygulandığı bilinmektedir gaye; kapalı kapılar arkasında ''Yabancıların çıkarlarının ön planda olduğu, yabancıların denetimi altında bulunan ekonomi ve atıllarıdır'' kanımca, Kapalı kapılar açıldığında gelecekte, üretim ve tüketim yapılarının değişeceği, doğal kaynaklarının kalmayacağı, insani ve uygar toplumların aktivitesini yitireceği umulmakta olduğundan kendilerince öncelikleri kendi toplumları olmak üzere derhal bu problemlerle acilen uğraşmak ve her yol mubahtır düşüncesiyle tüm birleşik potansiyel güçlerini açık veya kapalı öne sürmektir.

Günümüzün şartlarında bizlerin yani Türkiye'nin kendi doğal kaynaklarımızı değerlendirebilme ve ulusal mülkiyetimize sahip çıkabilme babında Refah devletimizin temeli olan sosyal dayanışmayı sürdürebilmemiz, Avrupa Birliği'nin dışında kaldığımız sürece daha yüksek olacaktır. Aksine katılınılması halinde 7 şubat 1992 tarihinde imzalanan ve Kasım 1993'de yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması'nın üç önemli maddesi vardır ki Ekonomik ve parasal birlik, Ortak dışişleri ve güvenlik politikası, Adalet ve içişlerinde işbirliği öngörülerine mutabık olunmasıyla global forumlarda bağımsız bir sese sahip olamayacağımız kanısındayımdır. Ülkemizde derhal üretken gençliğe yatırım yapılarak, kendilerine özgüveni sağlayarak yeni bilgi kaynaklarına ulaşmaların sağlanmalıdır.

berbervolkanx@gmail.com

Araştırmacı Yazar

Volkan Yaşar Berber

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir